YAZILAR

Tek Kuşak Tek Yol'
HAKAN ÇINAR  -  12 Mayıs 2017 Cuma 00:00 

'Tek Kuşak Tek Yol'

Başlıkta yer alan kavramı tahmin ediyorum duyanlarınız vardır. 14-15 Mayıs tarihlerinde Pekin’de gerçekleştirilecek ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılım sağlayacağı Kuşak ve Yol Forumu öncesinde ortaya çıkan bu kavram ile Çin ile Türkiye arasındaki ticaretin ve etkileşimin nasıl arttırılacağı konusu gündeme gelmiş oldu. Geçtiğimiz gün benim de bulunduğum kurumu temsilen lojistik ve dış ticaret yönüyle ele almaya çalıştığım ve TÜSİAD tarafından düzenlenen bir konferansta da konu pek çok yönü ile ele alındı. Çin ile ilişkileri gündeme getirdiğimiz ilk noktada akla hemen İpek Yolu gelmekte.

Bilindiği üzere İpek Yolu yalnızca tüccarların değil, tarih boyunca Doğu'dan Batı'ya ve Batı'dan Doğu'ya bilgelerin, orduların, fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yolu olmuş, Çin’den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığıyla Avrupa’ya kadar uzanan ve dünyaca ünlü ticaret yolu halini almıştır. İpek Yolu - Avrupa, Doğu'nun kaliteli ipek ve baharatı ile tanışınca, bu ürünlere büyük bir talep doğmuş ve "İpek Yolu" olarak adlandırılan tarihi ticaret yolları yapılmıştır. Çin'in en uç noktasından başlayıp Anadolu'nun çeşitli yerlerinden geçerek İstanbul'da birleşen ve oradan da Avrupa'nın içlerine giden bu yol boyunca, yükleri taşıyan kervanlar sadece ticaretin gelişmesini değil, Asya ile Avrupa arasında günümüzde de izleri görülen kültür alışverişini de sağlamıştır.

Çin gerek yüzölçümü, gerek nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, Birleşmiş Milletler'deki veto gücü, Şanghay İşbirliği Örgütü içindeki yeri ve dış politikada geliştirdiği stratejilerle hızla büyüyen ve dünyanın ortaklık kurmak için yoğun çaba sarf ettiği bir güç halini almıştır. İşte bu durum, Türkiye açısından da Çin’in önemli bir fırsat ülkesi olduğunu ortaya koymaktadır. Çin’in 1979 yılında dışa açılma politikasını başlatmasının ardından, Türkiye ile Çin arasında üst düzey ziyaretler gerçekleşmeye başlamış, ancak 1985’ten sonra istikrarlı süreç takip edilememiştir. İlişkiler, siyasi ve ekonomik olarak 2003’te ivme kazanmış ve 2009’dan itibaren her alanda üst seviyeye ulaşmıştır. 2010 yılında iki ülke başbakanlarının onay verdiği stratejik işbirliği belgesi ile ilişkiler ayrı bir boyuta yükselmiştir. Çin, 2003 yılı Ocak-Haziran dönemi itibarı ile Japonya ve G. Kore’yi geçerek Asya-Pasifik Ülkeleri arasında Türkiye'nin en büyük ticari partneri hâline gelmiştir.

Ticaret hacminin artmasına paralel olarak, iki ülke arasındaki ilişkiler ivme kazanmıştır. Ancak Türkiye-Çin ilişkilerindeki dış ticaret makası zaman içerisinde Çin lehine gittikçe açılmış olup, bu durum ekonomik ve ticari ilişkilerin Hükümetler düzeyinde mercek altına alınması gereğini doğurmuştur. Bu durum, Çin tarafından kaynaklandığı kadar Türk tarafından da kaynaklanmaktadır. Çin’in dış ticarette kendine özgü avantajları yanında, Türk iş adamlarının bu ülkeye yatırım yapma konusunda çekingen davranmaları da sorunu derinleştirmiştir. Ancak son üç yıllık dönemde gerçekleşen üst düzeyli ziyaretlerde Çin’li devlet adamları Çin’li şirketleri Türkiye’de yatırıma teşvik ettiklerini belirtmişlerdir. Bu ifadenin kuvveden fiile dönmesi beklenmektedir. ÇHÇ ayrıca Türkiye’deki enerji ve altyapı projelerine avantajlı finansman imkanları sunmaya başlamıştır. Öncelikle Çin’e ihraç edilen ürünlerin çeşitlendirilmesi gerekiyor. Çinli firmaların enerji, altyapı, turizm, finans ve bilişim teknoloji gibi alanlarda Türkiye’deki yatırımları ve iki ülke şirketleri arasında kurulacak ortaklıklar denge sağlayabilir.

Çinli nüfus hızla zenginleşiyor ve kaliteli ürün ile hizmet anlayışı arıyor. Alışveriş turizmi, sağlık turizmi, golf turizmi gibi farklı alanlar, Çinliler arasında popüler hale geliyor. Bu alanlarda arayışa giren Çinli turistleri Türkiye’ye çekmek, turizm sektörüne katma değer yaratacaktır. Turizme Çin’in verdiği değeri düşündüğümüzde belki de Türkiye için en büyük fırsatın bu alanda olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin Çin’e yönelik ticaret açığını azaltmasında tarım ürünleri ticaretini artırması ve karşılıklı yatırımlar da kilit rol oynayabilir. Zira ihracatta en çok potansiyel arz eden ürünler arasında gıda ve tarım ürünleri yer almakta. Geçtiğimiz on yıl çok büyük gelişmelere sahne olmuştur ve önümüzdeki bu süreçte izlenecek politikalar, uluslararası yapının gelecekte nasıl şekilleneceği üzerinde belirleyici etkiye sahip olacaktır.