YAZILAR

ZOR DÖNEMDE GİRİŞİMCİLİK
HAKAN ÇINAR  -  6 Ekim 2016 Perşembe 00:00 
Türk insanı olarak en çok övündüğümüz konulardan bir tanesidir “yaratıcı” olmak. Öyle olduğumuzu düşünür, övünürüz. Aslında gerçekten de inanılmaz fikir üretmeyi seven bir toplum olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor. Peki biz bu yanımız ile övünürken, yaratıcılığımızı girişimciliğe çevirebiliyor muyuz ve elbette bunu ülke yararına paraya dönüştürebiliyor muyuz, asıl önemli kısmı bu olsa gerek. Yalnızca fikir üretimi üzerine bir araştırma yapılsa, sanıyorum tüm sonuçlar milletçe ne denli yaratıcı, bol düşünce üreten, hatta biraz da cin fikir insanlar olduğumuzu açıkça ortaya koyardı. Dünyanın her yerinde bol fikir üreten insanlarımızın olduğunu bilir ve bununla da övünürüz. Aslında son derece hırslı ve inatçı insanlar topluluğu olmamıza rağmen, uzun süreli projeler, uzun süreç gerektiren işler genelde çok tercihimiz olmaz, ve genellikle çabuk meyve verecek, bizi sıkmayacak işlere yönelik yatırım yapmayı da tercih ederiz; sabır katsayımız pek de yüksek değildir. Ne yazık ki, ürettiğimiz fikirler ile hayata geçirdiklerimiz arasında pek de doğru orantı olmadığını biliyoruz. Girişimcilikten kelimesi, ilk kez ortaçağda kullanılmış; kelime "entreprendere" kökünden geliyor, yani anlamı "iş yapan". Bu tanım zamanla değişerek, gelişmiş ve 20. yüzyılda bu kavram daha çok risk alma, yenilikleri yakalama, fırsatları değerlendirme ve tüm bunların hayata geçirilme süreci olarak anlamlandırılmaya başlamış. Diğer bir deyişle girişimciliği sadece kendi işimizi kurmak olarak görmek yerine, var olan işimizi revize etmek veya farklı bir sektöre açılmak olarak da yorumlar iken, yine farklılık yaratmak ve hayatımızı kolaylaştıracak yenilikleri kazandırmak olarak da görmek gerekir. Bir girişimci hangi özelliklere sahip olmalıdır diye düşünüldüğünde ise; her şeyden önce yaratıcılık özelliğine sahip, yanı sıra cesaretli, risk alabilen, hızlı karar vermekten çekinmeyen ve en önemlisi de yapmayı planladığı işe yönelik olarak azimli bir tutum sergileyebilme özelliklerini taşıması gerektiği gerçeği karşımıza çıkmakta. Okuduğum bir makalede, girişimcilikten, “yeni kaynaklarla, yeni teknolojilerle toplumu tanıştırır ve bu sayede daha önce kullanılmayan veya daha az kullanılan kaynaklar ekonomiye kazandırılır ve üretimde artış meydana gelir. Yeni açılan bir şirket veya yeniden yapılandırılan bir şirket ülkenin istihdam hacmini arttırır ve tüm bunlar sonucunda da iktisadi kalkınma pozitif bir ivme kaydeder.” olarak bahsediliyor idi. Aslında ülkemiz insanının yukarıdaki tanım çerçevesinde ne denli girişimci olduğuna dair yapılmış araştırmalar var. TÜSİAD’ın geçmişte yaptırdığı bir araştırma sonuçlarına göre, her 100 yetişkin Türk’den 4,6’sı girişimci özelliğe sahipken, bu rakam İngiltere’de 7,7, ABD’de 11,7, Meksika’da ise 18,7’dir. Japonya’da ise bu sayı sadece 5,1’dir. Japon insanlarının son derece yaratıcı olduğunu düşünürüz hep, ama demek ki gerçekte yaratıcı özelliğe sahip insanların sayısı son derece az iken, üretilmiş fikirleri sanayiye ve kazanca dönüştüren insan sayısının çok daha fazla olduğunu söyleyebilmek mümkün. Meksika ise tahminimizin çok üzerinde bir oranda girişimci insan ile dolu; demek oluyor ki bu konuda çok da önyargılı olmamak gerekiyor. Zira istihdam azlığından kaynaklanan mecburiyet insanları daha yaratıcı olmaya ve kendi işlerine yönelmeye itebilmekte. Ülkemizdeki duruma bakıldığında, ürettiğimiz çok fazla fikrin olması ve akıllı insanların fazlalığı gibi pozitif özelliklere sahip olmamıza rağmen, son derece düşük oranda girişimcinin var olduğunu görmekteyiz. Her ne kadar son yıllarda internet teknolojisini kullanarak ortaya çıkan yeni iş dalları konusunda becerikli ve girişimci görünsek de, sayısı ne yazık ki yine de çok çok az. Aslında bu durum risk almaktan kaçan ve sabit gelirli, garantili ve stabil işlere yönelen bir toplum olduğumuz gerçeğini ortaya koymaktadır. Rekabetin son derece yüksek, ekonomik krizlerin dünyanın her yerinde hissedildiği günümüzde, girişimci ve yaratıcı kişilerin sayısını arttırmaya çalışmak zorundayız. Yaşanan hiçbir ekonomik veya siyasi kriz durumu, bahane olmamalı, bilakis kamçılamalı. Yarın hepimiz biraz daha farklı düşünerek, işimizi nasıl geliştirir, farklı neler yapabilir veya yaratabilir, en azından var olan işimizi daha iyi ve verimli nasıl yapabilirizi düşünelim; zaten ülkemizin geleceğini düşünmek ve planlamak da bizim görevimiz değil mi.