YAZILAR

BİRAZ ONDAN BİRAZ BUNDAN
HAKAN ÇINAR  -  14 Eylül 2016 Çarşamba 00:00 
Yalan da değil hani; ne ararsan bizde. Şöyle bir haberleri izledim, sabah da gazetelere göz attım, öylesine çok gündem, öylesine çok yeni haber var ki, yetişmek mümkün değil. Bir yanda AB ile restleşmeyi sürdürürken, diğer yandan Cumhurbaşkan’ımızın Putin ile Suriye konusundaki stratejiyi telefonda görüşmeyi sürdürmesi, ve aynı esnada bir forumda konuşan Boğaziçi Üniversitesi’nden TÜSİAD Dış Ticaret Direktörü Prof.Dr.Hakan Yılmaz’ın Rusya ile yeni bir kriz patlayabilir iddiası, Turquality’de 10 yılı doldurmak üzere olup, uzatma kararını merakla bekleyen 26 markanın ve 2017’de sonlanacak 10 markanın akıbeti ve ilginçlerden bir tanesi de Makine İhracatçı Birlikleri Başkanı Adnan Dalgakıran’ın farkımıza varılabilse cari açık sorununu çözebilecek bir sektör oldukları yönündeki açıklamaları. Her biri birbirinden ilginç, her biri diğerinden daha önemli. Sondan başlayayım, ben makinecilere güveniyor ve inanıyorum; her şey bir tarafa ihracat yapmayı daha çok arzulayan bir sektöre itibar etmek ve desteklemek durumundayız; hele ki bu katma değerli bir ürün ise. Tam bu esnada Turquality’ye bir göz atalım. Bazı verilere baktığımızda 2006 yılından itibaren 2015’e gelene dek devletin kasasından 600 milyar TL gibi bir rakamın bu kapsamdaki firmalara ödendiği göze çarpıyor. Bu elbette önemli bir rakam, fakat ben hep şunu merak ederim; bu tür destekler ve teşviklerin yarattığı gerçek efekt ve etki ne olmuştur, ihracatımıza ne kadar katkı sağlamıştır. Elimizde bu veri tam anlamı ile olabilirse, fayda maliyet analizini yapıp, yeni stratejiler belirlemek daha kolay olacaktır, aksi halde ölçmediğiniz bir konuda iyileştirme yapmaya çalışmak çok da gerçekçi olamayacaktır. Ben uzatma kararlarının da, Turquality’nin geliştirilmesi ve genişletilmesi gibi iddiaların da, hatta tüm devlet yardımlarının da bu çerçevede daha analitik ölçümler ile ve kamuoyu önünde açıklanarak, tartışılarak belirlenmesinin ülkemize daha büyük yarar sağlayacağına inananlardanım. Suriye ve Rusya konularına hiç değinmeyeceğim, siyaset okumayı çok seviyor, ama yazmayı pek de sevmiyorum. Fakat AB ile olan ilişkilere değinmeden edemeyeceğim. Avrupa Birliği ile olan ilişkileri; iki boyutlu incelemek gerekiyor, bu konuda uzmanlık ve doktora yapmış biri olarak, hayli hassas olduğumu belirtmeliyim. Şöyle ki, AB bir tarafta ekonomik açıdan bizim için son derece önemli bir coğrafya iken, diğer yandan beşeri ilişkilerimiz açısından ve yarın parçası olmayı arzuladığımız ve yıllardır hayal ettiğimiz bir topluluk olduğu gerçeği. AB ile olan ilişkilerimizin yalnızca ekonomik boyutuna baktığımızda; bugün toplam ihracatımızın neredeyse yüzde ellisini bu coğrafyaya gerçekleştirdiğimizi görmekteyiz. İthalatımızın ise yüzde 39’unu AB’den yapıyoruz ki, pek çok teknolojik gereksinim bu bölgeden karşılanıyor. Yani çok söze gerek yok, rakamlar kendisini gösteriyor, müşterilerimizin yarısını oluşturan topluluk ile iyi ilişkileri kaybetmek ve böyle bir potansiyeli yitirmek bizim için ağır olacaktır, bu sebeple şahsen ben böyle bir ihtimali pek düşünmek dahi istemiyorum. Diğer yandan belirttiğim gibi, sosyal ilişkiler ve medeniyet açısından da bakıldığında, Türkiye son 26 yılda Avrupa ülkeleri ile çok daha fazla yakınlaşmış durumda. Ancak elbette tüm bu gerçeklerin dahi AB’nin bizim iç dengelerimize müdahil olma hakkını asla onlara vermediğine inancımı da belirtmek durumundayım. Yazımın başlığında da belirttiğim gibi, biraz ona biraz buna değineyim istedim; ancak eksenim hep ekonomi, eksenim hep dış ticaret. Geldiğimiz noktada da, gideceğimiz noktada da olmazsa olmazımız dış ticareti ve ihracatı arttırmak ve gözetmekten geçiyor. Ben bunu bilir, bunu söylerim…